 |
|
 |
|
|
 |
|
Küçük Çocuk |
|
Little Boy |
|
|
|
|
|
Bir zamanlar okula giden bir küçük çocuk vardı. |
|
Once a little boy went to school. |
|
O küçücüktü, |
|
He was quite a little boy |
|
Ve okul da koskocaman. |
|
And it was quite a big school. |
|
Ve küçük çocuk, |
|
But the little boy |
|
Avluya açılan bir kapıdan geçip, |
|
Found that he could go to his room |
|
Sınıfına hemencecik girebileceğini öğrenince |
 |
By walking in from the door outside, |
|
Mutlu oldu. |
|
He was happy |
|
Ve, gözünde okul ona |
|
And school did not seem |
|
Artık koskocaman gözükmedi. |
|
Quite so big any more. |
|
|
|
|
|
Bir sabah |
|
One morning, |
|
Artık uzunca bir süredir küçük çocuk okullu iken |
 |
When the little boy had been in school awhile, |
|
Öğretmen dedi ki: |
|
The teacher said: |
|
Bugün bir resim çizeceğiz. |
|
Today we are going to make a picture. |
|
Ne güzel!
diye düşündü küçük çocuk. |
|
Good, thought the little boy. |
|
Resim yapmasını severdi. |
|
He liked to make pictures. |
|
Bir sürü resim çizebilirdi: |
|
He could make all things; |
|
Aslanlar, kaplanlar, |
|
Lions and tigers, |
|
Tavuklar, inekler, |
|
Chickens and cows, |
|
Trenler, gemiler- |
|
Trains and boats - |
|
Hemen pastel boya kutusunu çıkarıverdi. |
|
And he took out his box of crayons |
|
Ve çizmeye koyuldu. |
|
And began to draw. |
|
|
|
|
|
Fakat öğretmen seslendi: Bekleyin! |
|
But the teacher said, Wait. |
|
Daha hemen başlamayın! |
|
It is not time to begin. |
|
Herkesi süzdü, hazırlar mı diye baktı. |
|
And she waited until everyone looked ready. |
|
|
|
|
|
Şimdi dedi
öğretmen, |
|
Now, said the teacher, |
|
Çiçekler çizeceğiz. |
|
We are going to make flowers. |
|
Ne
hoş dedi küçük çocuk. |
|
Good, thought the little boy. |
|
Çiçek çizmeyi çok severdi. |
|
He liked to make flowers, |
|
Ve güzel mi güzel çiçekler çizmeye başladı. |
|
And he began to make beautiful flowers. |
|
Pembe ve mavi ve turuncu boyalarıyla. |
|
With his pink and orange and blue crayons. |
|
Fakat Bekleyin!
dedi öğretmen. |
|
But the teacher said, Wait! |
|
Ben göstereceğim size nasıl
çizeceğinizi. |
|
And I will show you how. |
|
Onunki kırmızıydı, yeşil saplı. |
|
And it was red, with a green stem. |
|
Haydi dedi
öğretmen. |
|
There, said the teacher, |
|
Artık başlayabilirsiniz. |
|
Now you may begin. |
|
|
|
|
|
Küçük çocuk, öğretmenin çiçeğine baktı. |
|
The little boy looked at the teacher's flower. |
|
Sonra da kendi çiçeğine. |
|
Then he looked at his own flower. |
|
Kendi çiçeğini öğretmeninkinden daha çok sevmişti, |
|
He liked his flower better than the teacher's. |
|
Fakat bunu söyleyemedi, |
|
But he did not say this. |
|
Defterindeki sayfayı çevirdi |
|
He just turned his paper over |
|
Ve öğretmeninkine benzer bir çiçek çizdi. |
|
And he made a flower like the teacher's. |
|
Kırmızıydı, yeşil saplı. |
|
It was red, with a green stem. |
|
|
|
|
|
Başka bir gün, |
|
On another day, |
|
Küçük çocuk kapıyı dışardan |
|
When the little boy had opened |
|
Kendi başına açmıştı, |
|
The door from outside all by himself, |
|
Ve o anda öğretmen şöyle dedi: |
|
The teacher said: |
|
Bugün killi çamurla birşeyler
yapacağız. |
|
Today we are going to make something with clay. |
|
Ne güzel!
diye düşündü küçük çocuk. |
|
Good, thought the little boy. |
|
Killi çamurla oynamayı severdi. |
|
He liked clay. |
|
|
|
|
|
Killi çamurdan bir sürü şey yapabiliyordu: |
|
He could make all kinds of things with clay: |
|
Yılanlar ve kardan adam, |
|
Snakes and snowmen, |
|
Filler ve fareler, |
|
Elephants and mice, |
|
Arabalar ve kamyonlar- |
|
Cars and trucks - |
|
Ve killi çamura elini uzattı. |
|
And he began to pull and pinch |
|
Bir avuç almak için çekiştirirken çamuru, |
|
His ball of clay. |
|
Öğretmen dedi ki: |
|
But the teacher said: |
|
Bekleyin! Daha başlama zamanı gelmedi! |
|
Wait, it is not time to begin. |
|
Herkesi süzüp, hazırlar mı diye baktı. |
|
And she waited until everyone looked ready. |
|
|
|
|
|
Şimdi dedi
öğretmen, |
|
Now, said the teacher, |
|
Bir kap yapacağız. |
|
We are going to make a dish, |
|
Ne
hoş dedi küçük çocuk. |
|
Good, thought the little boy. |
|
Kap yapmayı çok severdi. |
|
He liked to make dishes, |
|
Ve her boyda türlü şekillerde kaplar yapmaya başladı. |
|
And he began to make some |
|
Fakat Bekleyin!
dedi öğretmen. |
|
That were all shapes and sizes. |
|
Ben göstereceğim size nasıl
yapacağınızı. |
|
But the teacher said, Wait |
|
Ve herkese gösterdi, derin bir kabın |
|
And I will show you how. |
|
Nasıl yapılacağını. |
|
And she showed everyone how to make |
|
Haydi dedi
öğretmen. |
|
One deep dish. |
|
Artık başlayabilirsiniz. |
|
There, said the teacher. Now you may begin. |
|
|
|
|
|
Küçük çocuk öğretmenin kabına baktı. |
|
The little boy looked at the teacher's dish, |
|
Sonra da kendininkine. |
|
Then he looked at his own. |
|
Kendi yaptığı kabı öğretmeninkinden daha çok sevdi. |
|
He liked his dishes better than the teacher's. |
|
Fakat birşey söylemedi. |
|
But he did not say this. |
|
Elindeki killi çamuru bir top halinde yuvarladı yine. |
|
He just rolled his clay into a big ball again |
|
Ve öğretmeninki gibi bir kap yaptı. |
|
And he made a dish just like the teacher's. |
|
Derin bir kap. |
|
It was a deep dish. |
|
|
|
|
|
Ve çok geçmeden |
|
And pretty soon |
|
Küçük çocuk beklemeyi öğrendi, |
|
the little boy learned to wait, |
|
Ve izlemeyi, |
|
And to watch, |
|
Ve tam öğretmeninki gibi |
|
And to make things |
|
şeyler yapmayı. |
|
just like the teacher. |
|
Ve çok geçmeden |
|
And pretty soon |
|